
Saklanan Mektuplar
By Ayşe Demirkol
romance · 2026-04-23
Dilara, Çelik ailesinin sırrını saklayarak İstanbul sosyetesinde yaşamaktadır. Ertuğrul'a olan aşkını itiraf eder, ancak amcasının oğlu Koray tarafından babasının yanına çağrılır. Babasının neden çağırdığı belirsizdir, bu durum Dilara'i endişelendirir.
Bölüm 1
Saklanan Mektuplar
Yasemin kokusu her zaman yalanları hatırlatırdı bana. Annemin en sevdiği parfümdü, yaseminli olan. Ve annem, hayatım boyunca bana en çok yalan söyleyen kişiydi.
İstanbul Boğazı’nın serin suları, yazın ortasında bile insanın içini ürperten bir esintiyle yüzüme çarpıyordu. Köşkteki davet, şehrin en zengin ve nüfuzlu ailelerini bir araya getirmişti. Işıklar, müzik, şampanya kadehleri... Her şey kusursuz görünüyordu, tıpkı annemin yalanları gibi. Kusursuzca örülmüş, parlak ve çekici. Ama altında çürümüş bir gerçek yatıyordu.
Ben, Dilara Çelik, bu sahte dünyanın tam ortasında, kendi gerçeğimi saklamaya çalışıyordum. Çelik Holding'in varisiydim, en azından herkes öyle sanıyordu. Ama gerçek, annemin yasemin kokulu yalanlarının ardında gizliydi. Ben, Çelik ailesinin gayrı meşru kızıydım. Babam, annemle kısa bir ilişki yaşamış ve beni hiçbir zaman kabullenmemişti. Annem ise, beni Çelik ailesinin himayesine sokmak için her şeyi yapmıştı. Beni, babamın ölümünden sonra, ailenin evlatlığı olarak tanıtmışlardı. Bu yalan, hayatımın temelini oluşturuyordu.
Davette gözlerim sürekli onu arıyordu. Ertuğrul Yıldırım. Yıldırım Holding'in varisi ve babamın en yakın arkadaşının oğlu. Çocukluğumdan beri tanıyordum onu. Birlikte büyümüştük, birlikte oyunlar oynamıştık, birlikte hayaller kurmuştuk. Ama artık her şey değişmişti. Aramızda, aşılması imkansız bir uçurum vardı. O, Çelik ailesinin potansiyel damadı olarak görülüyordu. Ben ise, Çelik ailesinin kirli sırrı.
Ertuğrul, kalabalığın içinden sıyrılıp bana doğru yaklaştığında, kalbim hızla çarpmaya başladı. Uzun boyu, koyu renk saçları ve delici bakışlarıyla her zaman dikkat çekici olmuştu. Ama bu gece, her zamankinden daha çekici görünüyordu. Üzerindeki lacivert takım, kusursuz vücuduna oturmuştu. Gözlerinde, beni her zaman büyüleyen o tanıdık ışıltı vardı.
"Dilara," dedi sesi, kalabalığın uğultusuna rağmen net bir şekilde duyuluyordu. "Çok güzelsin."
Yüzümün kızardığını hissedebiliyordum. "Teşekkür ederim, Ertuğrul. Sen de çok şıksın."
Gülümsedi. "Dans etmeye ne dersin?"
Başımı salladım. "Burada dans etmek için çok kalabalık."
"O zaman bahçeye gidelim," dedi. "Hava almak iyi gelir."
Bahçeye çıktığımızda, yıldızlar gökyüzünü aydınlatıyordu. Boğaz’ın suları, hafif bir dalgayla kıyıya vuruyordu. Yasemin kokusu, havayı sarmıştı. Annemin kokusu. Yalanların kokusu.
Ertuğrul, bir süre sessizce yanımda yürüdü. Sonra durdu ve bana döndü. "Dilara, seninle konuşmam gereken bir şey var."
Kalbim teklemeye başladı. Ne söyleyecekti? Beni sevdiğini mi? Yoksa her şeyi bildiğini mi?
"Biliyorum," dedi, sesi fısıltı gibiydi. "Biliyorum ki sen, Çelik ailesinin gerçek kızı değilsin."
Nefesim kesildi. Nasıl öğrenmişti? Kim söylemişti?
"Kim söyledi sana?" diye sordum, sesim titriyordu.
"Önemli değil," dedi. "Önemli olan, bunun doğru olup olmadığı."
Başımı eğdim. Yalan söyleyemezdim. Ona yalan söyleyemezdim.
"Doğru," dedim. "Ben, gayrı meşru bir çocuğum. Annem, beni Çelik ailesinin himayesine sokmak için her şeyi yaptı."
Ertuğrul, yüzüme baktı. Gözlerinde şaşkınlık, hayal kırıklığı ve... bir de anlayış vardı sanki.
"Neden bana daha önce söylemedin?" diye sordu.
"Söyleyemezdim," dedim. "Herkesi korumak zorundaydım. Annemi, Çelik ailesini, seni…"
"Beni mi?" dedi. "Beni neden korumak zorundaydın?"
"Çünkü..." diye başladım. "Çünkü seni seviyorum, Ertuğrul. Çocukluğumdan beri seviyorum."
Sözlerim bittiğinde, Ertuğrul’ın yüzünde karmaşık bir ifade belirdi. Bir an sessizlik oldu. Sadece Boğaz’ın dalgalarının sesi duyuluyordu. Sonra Ertuğrul, bana doğru bir adım attı.
"Dilara," dedi, sesi titriyordu. "Ben de…"
Tam o sırada, bir el omzuma dokundu. Arkamı döndüğümde, Çelik Holding'in veliahtı, amcamın oğlu Koray’i gördüm. Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.
"Dilara," dedi Koray, sesi buz gibiydi. "Babam seni görmek istiyor."
Ertuğrul'a baktım. Gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı vardı. Ne söyleyeceğini asla öğrenemeyecektim.
"Hemen geliyorum," dedim Koray'e. Sonra Ertuğrul'a döndüm. "Sonra konuşuruz."
Ertuğrul cevap vermedi. Sadece bana baktı. Gözlerinde, çözemediğim bir ifade vardı.
Koray koluma girdi ve beni babamın yanına doğru sürükledi. Arkamda, Ertuğrul’ı bırakmıştım. Ve bilmediğim bir geleceğe doğru sürükleniyordum. Babamın beni neden çağırdığını bilmiyordum. Ama kötü bir şey olacağını hissediyordum. Yasemin kokulu yalanlar, üzerime çökmeye başlamıştı. Ve bu sefer, kaçacak hiçbir yerim yoktu.