Kaderin İskoç Fısıltısı
By NKılıç
scifi · 2026-04-23
Arşimet, 22. yüzyıldan 1745 İskoçya'sına gider ve burada Morven'e aşık olur. İngiliz baskını sırasında Morven'i kurtarmak için tarihin akışını değiştirir ve Morven'i geleceğe göndermeye çalışır. Ancak, gelecekte Morven'in gelmediği anlaşılır ve Arşimet, onu bulmak ve tarihin akışını korumak için yeni bir göreve başlar.
Bölüm 1
Kaderin İskoç Fısıltısı
Kronometrenin kırmızı rakamları beynime kazınmıştı: 00:00:01. Bir saniye sonra, İskoçya'nın sisli tepelerinde, 1745 yılında olacaktım. Geri dönüşü olmayan bir yolculuk, aşkın ve savaşın ortasında, kaderimin beni nereye sürükleyeceğini bilmeden.
Adım Zaman Gezgini Arşimet, ama bana sadece Arşimet diyorlar. 22. yüzyılın karmaşık teknolojisiyle donatılmış bir bilim adamıyım. Benim görevim, tarihin akışını değiştirmeden, geçmişi gözlemlemek ve anlamaktı. Ancak, kaderin cilvesiyle, bu görevin çok ötesine geçmek üzereydim.
İskoçya, 1745. Yüksek tepeler, derin vadiler ve savaş çığlıklarıyla yankılanan bir ülke. İngiliz ordusu, İskoç klanlarını ezmek için acımasız bir şekilde ilerliyor. Halk, özgürlük için savaşıyor, aşklar yasaklanıyor ve hayatlar bir anda sona eriyor.
Zaman makinesinden çıktığımda, soğuk bir rüzgar yüzümü yaladı. Etrafıma baktım. Yüksek otlar, taş kulübeler ve uzakta, dumanı tüten bir köy. Hava sisliydi ve her şey gizemli bir örtüyle kaplıydı.
"Buradayım," diye fısıldadım. "Geçmişteyim."
Yanımda getirdiğim tek şey, küçük bir çanta ve içindeki birkaç aletti. Bir de, tarihin akışını değiştirmemem gerektiğini hatırlatan, beynime kazınmış emirler.
Köye doğru yürümeye başladım. İnsanların meraklı bakışları üzerimdeydi. Giydiğim kıyafetler, konuştuğum dil, her şey yabancıydı onlara. Bir an duraksadım ve kendimi tanıtmak için doğru kelimeleri aradım.
"Ben Arşimet," dedim. "Uzaklardan geliyorum."
Bana inanmadılar. Şüpheyle baktılar. Ama içlerinden biri, genç bir kadın, bana yaklaştı. Gözleri maviydi ve yüzünde, İskoçya'nın sertliğini yansıtan bir ifade vardı.
"Ben Morven," dedi. "Burada ne arıyorsun?"
Ona gerçeği söyleyemezdim. Zaman yolcusu olduğumu, gelecekten geldiğimi anlatamazdım. Bana deli derlerdi ya da daha kötüsü, İngiliz casusu olduğumu düşünürlerdi.
"Sadece yolumu kaybettim," dedim. "Yardıma ihtiyacım var."
Morven bana inanıp inanmadığını bilmiyordum. Ama bana yardım etmeyi kabul etti. Beni köydeki bir kulübeye götürdü ve karnımı doyurdu. Bana İskoç geleneklerini, adetlerini ve tehlikelerini anlattı.
Günler geçti. Köyde yaşamaya alıştım. İnsanlarla kaynaştım, İskoç dilini öğrendim ve Morven'e aşık oldum. Onun cesareti, güzelliği ve kalbi beni büyülemişti. Ama biliyordum ki, bu aşk imkansızdı. Ben bir zaman yolcusuydum ve onunla bir geleceğim olamazdı.
Bir gün, köyün meydanında bir araya geldik. İngiliz askerleri köye baskın yapmıştı. Her yer cehenneme dönmüştü. Evler yanıyor, insanlar bağırıyor ve kılıçlar havada uçuşuyordu.
Morven'in babası, klanın lideri, İngilizlere karşı direniyordu. Ama sayıları çok azdı ve İngilizler çok güçlüydü.
Gözlerimin önünde, Morven'in babası yere yığıldı. Bir İngiliz askeri, kılıcını havaya kaldırmış, Morven'e doğru yürüyordu.
O anda, beynimdeki emirler silindi. Tarihin akışını değiştirmemem gerektiği umrumda değildi. Morven'i kurtarmak için bir şeyler yapmalıydım.
Koştum. Askerin önüne atladım. Onu ittim ve Morven'i kendimle birlikte yere çektim.
Asker şaşkınlıkla bana baktı. Ne olduğunu anlamamıştı. Ama sonra, kılıcını bana doğru savurdu.
Acıyı hissettim. Sıcak bir sıvı vücudumdan akıyordu. Yere yığıldım. Gözlerim kararıyordu.
Morven'in çığlıklarını duyuyordum. Ama ona yardım edemiyordum. Gücüm tükeniyordu.
Son bir güçle, cebimden zaman makinesini çıkardım. Morven'e uzattım.
"Git," dedim. "Kurtul."
Morven makineyi aldı. Gözleri yaşlarla doluydu. Bana son bir kez baktı ve sonra, makineyi çalıştırdı.
Bir ışık patlaması oldu. Morven kayboldu.
Sonra, her şey karanlığa gömüldü.
Uyandığımda, yabancı bir yerdeydim. Etrafıma baktım. Beyaz duvarlar, metalik yüzeyler ve tanıdık olmayan cihazlar. Nerede olduğumu anlamaya çalıştım.
"Neredeyim ben?" diye sordum.
"Gelecekte," dedi bir ses. "Seni biz kurtardık."
Karşımda, beyaz önlüklü bir adam duruyordu. Gözleri merakla parlıyordu.
"Sen bir zaman yolcususun," dedi. "Ve biz, senin hikayeni merak ediyoruz."
Ona her şeyi anlattım. İskoçya'yı, Morven'i ve yaptığım hatayı. Tarihin akışını değiştirmiştim. Ve şimdi, bunun sonuçlarıyla yüzleşmek zorundaydım.
"Morven nerede?" diye sordum.
Adam bir an duraksadı. Sonra, bana kötü haberi verdi.
"Morven," dedi. "Buraya hiç gelmedi."
Kalbim durdu. Morven'e ne olmuştu? Zaman makinesi onu nereye götürmüştü? Ve en önemlisi, onu kurtarabilecek miydim?
"Onu bulmalıyım," dedim. "Ne pahasına olursa olsun."
Adam gülümsedi. "Belki de," dedi. "Bu mümkün olabilir. Ama önce, bize yardım etmelisin."
"Ne yapmalıyım?" diye sordum.
"Başka bir zaman yolcusu var," dedi. "Ve o, tarihin akışını değiştirmek istiyor."
"Onu durdurmalıyız," dedim. "Ne gerekiyorsa yapacağım."
"O zaman," dedi adam. "Hazır ol. Çünkü yolculuğun henüz bitmedi."
Ve o anda, yeni bir göreve atıldım. Morven'i kurtarmak ve tarihin akışını korumak için, zamanda yolculuk yapmaya devam edecektim.