
Zümrüt Kafes
By Ayşe Demirkol
romance · 2026-04-23
Elif Demirhan, ailesinin ve şirketinin geleceği için Aras Korkmaz ile evlenmek zorunda kalır. Düğün gecesi Aras, Elif'i ıssız bir adadaki işkencehaneye götürür ve ona itaat etmesini veya ölmesini söyler. Elif'in hayatı, bu andan itibaren tamamen değişir.
Bölüm 1
Zümrüt Kafes
Bana baktığı o buz gibi gözler, sanki ruhumu donduruyordu. Düğün çiçeği gibi bembeyaz gelinliğim, bu soğuk bakışların altında anlamsız bir kefene dönüşüyordu sanki. Oysa ki, hayallerimdeki düğün bambaşkaydı; sevgi dolu bir adamın gözlerinde kaybolmak, sonsuz mutluluğa adım atmaktı.
İstanbul Boğazı'nın kıyısındaki yalı, sanki bir masalın içinden fırlamıştı. Ancak bu masal, benim için kabusa dönüşmek üzereydi. Yalı, dedemin mirası, ailemizin gururu ve aynı zamanda benim kaderimin yazıldığı yerdi. Gösterişli avizeler, antika mobilyalar ve Boğaz'ın büyüleyici manzarası, içimdeki çaresizliği örtbas etmeye yetmiyordu.
Ben, Elif Demirhan, 22 yaşında, hayatımın en önemli gününde, hiç tanımadığım bir adamla evleniyordum. Bu evlilik, dedemin vasiyetiydi. Ailemizin itibarını kurtarmak, şirketimizin geleceğini garanti altına almak için beni, ülkenin en güçlü iş adamlarından biri olan Aras Korkmaz'la evlendirmeye karar vermişlerdi.
Aras Korkmaz... Adını her duyduğumda içimde bir ürperti hissediyordum. Acımasız, soğuk ve kalpsiz biri olarak tanınıyordu. Hakkında türlü türlü efsaneler dolaşıyordu. Kimileri onun şeytanla anlaşma yaptığını, kimileri ise insan duygularından bihaber bir robot olduğunu söylüyordu. Onu ilk kez bu nikah masasında görüyordum ve söylentilerin doğruluğuna inanmamak elde değildi.
Nikah memurunun sesi, yankılanan yalıda boğuk bir şekilde duyuldu. "Elif Demirhan, Aras Korkmaz ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Etrafımdaki herkesin gözü bana dönmüştü. Ailem, akrabalarım, iş ortakları... Hepsinin yüzünde farklı beklentiler vardı. Kimisi zafer sarhoşuydu, kimisi ise bana acıyarak bakıyordu. Annemin gözlerinde ise hem gurur hem de pişmanlık vardı sanki. Babam ise her zamanki gibi ifadesizdi.
Derin bir nefes aldım. İçimdeki isyanı bastırmaya çalıştım. Ailemin ve şirketimizin geleceği benim omuzlarımdaydı. Başka seçeneğim yoktu. Titrek bir sesle, "Evet," dedim.
Aras Korkmaz'ın yüzünde herhangi bir değişiklik olmadı. Sanki bu anı çoktan yaşamış, sonucu önceden biliyormuş gibiydi. Nikah memuru, aynı soruyu Aras'a yönelttiğinde, onun cevabı da net ve kararlıydı: "Evet."
Nikah kıyılmıştı. Artık resmen Aras Korkmaz'ın karısıydım. Hayatımın en karanlık ve en belirsiz dönemine adım atmıştım.
Aras, nikahın ardından bana dönerek, "Bu gösteri sona erdi. Artık gerçekler başlasın," dedi. Sesi, buz gibiydi ve sözleri, kalbime bir hançer gibi saplandı. Ardından, herkesin önünde beni dudaklarımdan öptü. Bu öpücük, sevgi dolu bir anın ifadesi değil, bir mühür gibiydi. Beni, onun malı olduğunu ilan eden bir mühür.
O gece, aynı yatakta, birbirimize yabancı iki insan gibiydik. Aras, bana tek kelime etmedi. Sadece pencereden Boğaz'ın karanlık sularını izledi. Bense, içimde büyüyen korkuyla titriyordum. Ne olacağını bilmiyordum. Aras'ın benden ne istediğini, bu evliliğin neye hizmet ettiğini anlamıyordum.
Birkaç saat sonra, Aras aniden ayağa kalktı. Üzerini değiştirdi ve bana dönerek, "Benimle geliyorsun," dedi. Sesi, emir verir gibiydi. Nereye gideceğimizi sorduğumda, "Öğreneceksin," diye cevap verdi. Ardından, beni kolumdan tutarak yalıdan dışarı sürükledi.
Boğaz'da bekleyen lüks bir motora bindik. Motor, hızla karanlık sular üzerinde ilerlemeye başladı. Rüzgar, yüzüme sert bir şekilde çarpıyordu. Gözlerim dolmuştu. Nereye götürüldüğümü, beni nelerin beklediğini bilmiyordum. Aras ise, sessizliğini koruyordu. Onun soğuk ve acımasız bakışları, üzerimde bir baskı oluşturuyordu.
Yaklaşık bir saat sonra, motor ıssız bir adaya yanaştı. Ada, karanlık ve ürkütücüydü. Tek tük ağaçlar ve kayalıklar dışında hiçbir şey yoktu. Aras, beni adanın ortasına doğru sürükledi. Orada, eski ve harabe bir ev bulunuyordu.
Evin kapısını açtığında, içerideki manzara beni şoke etti. Ev, bir işkencehaneye benziyordu. Duvarlarda zincirler, yerde kan izleri ve çeşitli aletler vardı. Midem bulanmaya başladı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Aras, bana dönerek, "Burası, benim gerçek dünyam. Burası, acının ve intikamın hüküm sürdüğü yer. Ve sen, Elif Demirhan, bu dünyanın yeni misafirisin," dedi. Ardından, cebinden çıkardığı bir bıçağı bana uzattı. "Ya bana itaat edersin, ya da bu adada ölürsün. Seçim senin."