Beş Yıl Sonra
Chapter 1 — Beş Yıl Sonra
Zamanın acımasızlığı, sevgiyle örülü duvarları nasıl da bir anda yerle bir edebiliyordu. Defne, elindeki kırık fotoğraf çerçevesine baktı. Cam kırıkları parmaklarını keserken, hissettiği acı, kalbindeki derin yarayla kıyaslanamazdı bile.
Beş yıl. Beş koca yıl geçmişti o lanetli geceden. O geceden sonra hayatı paramparça olmuş, hayalleri suya düşmüştü. Şimdi, İstanbul Boğazı'na bakan bu küçük, şirin kafede oturmuş, geçmişin hayaletleriyle boğuşuyordu. Kahvesinden bir yudum aldı, tadı acıydı. Tıpkı hayatı gibi.
Defne, genç yaşta büyük başarılar elde etmiş, tanınmış bir keman virtüözüydü. Müziğe olan tutkusu ve yeteneği, onu kısa sürede zirveye taşımıştı. Konserleri kapalı gişe oynuyor, eleştirmenler onu yere göğe sığdıramıyordu. Ancak şöhretin ışıltılı dünyası, karanlık sırları da beraberinde getirmişti.
Aşk… Aşk, hayatının en güzel melodisiydi. Rüzgar. Rüzgar Demirkan, yakışıklı, karizmatik bir iş adamıydı. İlk görüşte aşık olmuşlardı. İlişkileri, tutku dolu bir dans gibiydi. Her anı, bir sonraki anı arzulatarak, birbirlerine daha da bağlanmışlardı. Evlilikleri, aşklarının taçlanmasıydı. Lüks bir düğünle hayatlarını birleştirmişler, göz kamaştırıcı bir geleceğe yelken açmışlardı.
Ancak mutlulukları uzun sürmemişti. Rüzgar’ın işleri kötüye gitmeye başlamış, şirket borç batağına sürüklenmişti. Defne, eşine destek olmak için elinden geleni yapmış, konserlerinden elde ettiği tüm geliri onun şirketine aktarmıştı. Fakat ne yazık ki, bu da yeterli olmamıştı. Rüzgar, umutsuzluğa kapılmış, yanlış kararlar almaya başlamıştı. Bir gece, eve sarhoş gelmiş ve Defne’ye ağza alınmayacak sözler söylemişti. O gece, Defne’nin dünyası başına yıkılmıştı. Kalbi kırılmış, hayalleri paramparça olmuştu.
Ertesi sabah, Rüzgar pişman olmuş, Defne’den özür dilemişti. Ancak Defne için artık çok geçti. Güven duygusu zedelenmiş, aşkın yerini acı bir nefret almıştı. Boşanma davası açmış ve Rüzgar’ı terk etmişti. O günden sonra, hayatını yeniden inşa etmek için çabalamış, müziğe sığınmıştı. Ancak ne kadar çabalasa da, geçmişin izleri peşini bırakmamıştı.
Şimdi, yıllar sonra, İstanbul’a geri dönmüştü. Amacı, geçmişiyle yüzleşmek ve yeni bir başlangıç yapmaktı. Menajeri Aras, onu ikna etmiş, İstanbul Filarmoni Orkestrası ile bir konser vermesini sağlamıştı. Defne, ilk başta tereddüt etmişti. Rüzgar’la karşılaşmaktan korkuyordu. Ancak Aras, ona cesaret vermiş, geçmişi arkasında bırakması gerektiğini söylemişti.
Konser hazırlıkları yoğun bir şekilde devam ediyordu. Defne, her gün saatlerce prova yapıyor, en iyi performansını sergilemek için çabalıyordu. İstanbul’a döndüğünden beri, Rüzgar’dan hiçbir haber almamıştı. Merak etmiyor değildi. Acaba ne yapıyordu? Hala aynı adam mıydı? Yoksa değişmiş miydi?
Bir gün, prova çıkışında, Aras onu lüks bir restorana götürdü. Defne, nedenini anlamamıştı. Aras, ona sürpriz yapmak istediğini söylemişti. Restorana girdiklerinde, Defne’nin nefesi kesildi. Masada, Rüzgar oturuyordu.
Defne, şaşkınlıkla Rüzgar’a baktı. Rüzgar da ona aynı şekilde bakıyordu. Gözlerinde pişmanlık ve özlem vardı. Defne’nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Yıllar sonra, tekrar karşı karşıyaydılar. Ne söyleyeceğini bilemiyordu. Sadece suskunluk hakimdi. Aras, onları yalnız bırakmak için izin istedi. Defne ve Rüzgar, baş başa kalmışlardı.
Rüzgar, ayağa kalktı ve Defne’ye doğru yürüdü. “Defne…” dedi, sesi titrek bir şekilde. “Seni ne kadar özlediğimi bilemezsin.”
Defne, gözlerini kaçırdı. “Beni unutmuş olman gerekiyordu,” dedi, sesi soğuk bir şekilde.
Rüzgar, “Seni asla unutmadım. Her gün, her saniye seni düşündüm. Yaptığım hataların bedelini ödedim,” dedi.
Defne, “Hangi hataların bedelini?” diye sordu, merakla.
Rüzgar, derin bir nefes aldı. “Şirketi kurtarmak için yaptığım anlaşmaların bedelini. Seni kaybetmenin bedelini,” dedi.
Defne, “Ne tür anlaşmalar?” diye sordu, şüpheyle.
Rüzgar, tereddüt etti. “Bu önemli değil. Önemli olan, artık her şeyin düzelmiş olması,” dedi.
Defne, “Her şey düzeldi mi? Sen gerçekten değiştiğine inanıyor musun?” diye sordu.
Rüzgar, “Evet. Değiştim. Seni hak etmediğimi anladım. Sana layık olmak için elimden geleni yapacağım,” dedi.
Defne, Rüzgar’ın gözlerinin içine baktı. İçten miydi? Yoksa yine yalan mı söylüyordu? Emin olamıyordu. Kalbiyle aklı arasında bir savaş vardı. Aklı, ona Rüzgar’a güvenmemesini söylüyordu. Kalbi ise, ona ikinci bir şans vermesini fısıldıyordu.
“Sana inanmak istiyorum, Rüzgar,” dedi Defne. “Ama çok korkuyorum.”
Rüzgar, Defne’nin elini tuttu. “Korkma, Defne. Ben yanındayım. Seni asla bırakmayacağım,” dedi.
Defne, Rüzgar’ın elini sımsıkı tuttu. İçinde bir umut ışığı belirdi. Belki de, ikinci bir şansları olabilirdi. Belki de, aşkları yeniden yeşerebilirdi. Ama ya yine hayal kırıklığına uğrarsa? Ya Rüzgar yine onu üzerse? Bu sorular, zihnini kemirmeye başladı.
O sırada, restorana bir kadın girdi. Şık giyimli, güzel bir kadındı. Rüzgar’ı görür görmez, ona doğru koştu ve sarıldı. “Rüzgarım!” dedi, neşeyle. “Seni çok özledim!”
Defne, şaşkınlıkla Rüzgar’a baktı. Rüzgar’ın yüzü bembeyaz olmuştu. Ne diyeceğini bilemiyordu. Defne, kalbinin tekrar kırıldığını hissetti. İkinci bir şans umudu, bir anda yerle bir olmuştu. Kimdi bu kadın? Ve Rüzgar’la ne ilişkisi vardı?