Cam Tavanın Altında

Chapter 1 — Cam Tavanın Altında

Zümrüt yeşili gözlerini kıstı, boğazına düğümlenen hıçkırığı bastırmaya çalışarak. Karşısında, İstanbul Boğazı'nın incisi gibi parlayan yalı, hayallerinin değil, kabuslarının başladığı yer olacaktı. Annesi onu bu adama, Demir Holding'in acımasız varisi Arhan Demir'e satmıştı.

Zümrüt, yirmi iki yaşında, güzelliğiyle dillere destan bir genç kızdı. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, annesiyle birlikte İstanbul'un yoksul bir semtinde, küçücük bir evde yaşamıştı. Annesi, güzelliğini bir fırsat olarak görmüş, onu zengin bir koca bulmaya zorlamıştı. Zümrüt, kalbinin sesini dinlemek, aşkı bulmak istiyordu. Ama annesinin bitmek bilmeyen hırsları ve borçları onu bu çıkmaz sokağa sürüklemişti.

Yalı'nın devasa kapıları aralandığında, Zümrüt'ün kalbi göğsünde bir kuş gibi çırpınmaya başladı. Şoför, arabanın kapısını açtı ve Zümrüt titreyen bacaklarıyla indi. Mermer zemine basarken, yalı'nın ihtişamıyla büyülendi. Etrafındaki her şey kusursuzdu: Bakımlı bahçeler, fıskiyelerden yükselen su sesleri, antika heykeller… Sanki başka bir dünyaya adım atmıştı.

Yalının kapısında, uzun boylu, geniş omuzlu, simsiyah saçları ve delici bakışlarıyla Arhan Demir bekliyordu. Yüzünde buz gibi bir ifade vardı. Zümrüt'ün gözleri onunla kesiştiğinde, ürperdi. Bu adam, annesinin onu teslim ettiği şeytandı.

"Hoş geldin, Zümrüt," dedi Arhan, sesi buz gibiydi. "Umarım buradaki yeni hayatına alışırsın."

Zümrüt, başını dik tutmaya çalışarak cevap verdi: "Hoş buldum, Arhan Bey."

Arhan alayla gülümsedi. "'Bey' demene gerek yok. Artık aynı çatı altında yaşıyoruz. Bana Arhan demen yeterli."

Zümrüt, Arhan'ın bakışlarındaki anlamı kavradığında, yüzü kızardı. Bu adam, onu sadece bir eşya olarak görüyordu. Onun duygularının, hayallerinin hiçbir önemi yoktu.

Arhan, Zümrüt'ü yalı'nın içine doğru yönlendirdi. İçerisi de dışarısı kadar gösterişliydi. Kristal avizeler, pahalı tablolar, antika mobilyalar… Zümrüt, bu lüksün içinde boğuluyormuş gibi hissediyordu. Kendini bir altın kafese kapatılmış bir kuş gibi hissetti.

Arhan, Zümrüt'ü büyük bir salona götürdü. Salonda, yaşlıca, şık bir kadın oturuyordu. Arhan, kadına dönerek, "Anneanne, tanıştırayım. Bu, Zümrüt. Bundan sonra bizimle birlikte yaşayacak," dedi.

Yaşlı kadın, Zümrüt'ü tepeden tırnağa süzdü. Gözlerinde bir merak ve şüphe vardı. "Memnun oldum, Zümrüt," dedi kadın, sesi soğuktu.

Zümrüt, "Ben de memnun oldum, efendim," diye karşılık verdi.

Arhan, Zümrüt'e dönerek, "Anneannem, Feride Hanım. Bu yalı'nın ve ailemizin en önemli üyesi," dedi.

Feride Hanım, sert bir bakışla Arhan'a baktı. "Arhan, Zümrüt'ü odasına götür. Yorgundur, dinlenmeye ihtiyacı vardır," dedi.

Arhan, Zümrüt'ü alarak salondan çıktı. Uzun koridorlardan geçerek, yalı'nın üst katına çıktılar. Arhan, büyük bir kapının önünde durdu ve kapıyı açtı. "Burası senin odan. Umarım beğenirsin," dedi.

Zümrüt, odaya girdiğinde, nefesi kesildi. Oda, bir prensesin odası gibiydi. Büyük bir yatak, ipek perdeler, antika bir şifonyer… Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Ama Zümrüt, bu lüksün içinde mutlu değildi. Kalbi, Arhan'ın buz gibi bakışları altında eziliyordu.

Arhan, kapıda durmuş, Zümrüt'ü izliyordu. "Akşam yemeği için saat sekizde aşağı in. Anneannemle tanışmanı istiyorum," dedi.

Zümrüt, başını salladı. Arhan, kapıyı kapatarak odadan çıktı. Zümrüt, yatağın üzerine çöktü ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bu yalı, onun için bir altın kafesti. Ve Arhan Demir, onun acımasız gardiyanıydı. Kaderine boyun eğmek zorunda mıydı? Yoksa bu kafesten kurtulmanın bir yolunu mu bulacaktı? Tam bunları düşünürken, kapı aniden açıldı ve içeri, Zümrüt'ün daha önce hiç görmediği, gözleri öfkeyle parlayan genç bir kadın girdi. "Sen de kimsin?" diye bağırdı kadın. "Ve burada ne arıyorsun?"