Cam Tavanın Altında

Chapter 2 — Aynadaki Yabancı

Zümrüt, odasında hızla nefes alıp veriyordu. Az önce içeri giren kadının sert bakışları hala gözlerinin önündeydi. Kimdi o kadın? Neden ona bu kadar acımasızca sorular soruyordu? Annesinin onu bu evliliğe zorlaması yetmezmiş gibi, şimdi de bu yabancı kadının varlığıyla uğraşmak zorundaydı. Pencereden dışarıya baktı. İstanbul'un ışıkları uzakta, masalsı bir tablo gibiydi. Ama bu masal, onun için bir kabusa dönüşüyordu.

Sabah olduğunda, Zümrüt yorgun gözlerle uyandı. Güneş ışıkları odayı dolduruyor, ancak içindeki karanlığı dağıtmaya yetmiyordu. Üzerindeki ipek geceliği düzeltti. Dün geceki karşılaşma onu derinden sarsmıştı. Arhan Demir'i hiç görmemişti bile, ama onun bu evdeki baskın kişiliğinin her yere sinmiş olduğunu hissedebiliyordu. Kapı hafifçe çalındı. Zümrüt irkilerek kapıya döndü.

“Girebilir miyim?” Feride Hanım'ın nazik sesi duyuldu.

Zümrüt derin bir nefes alıp “Buyurun,” dedi. Kapı açıldı ve içeriye zarif bir kadın girdi. Feride Hanım, elinde bir tepsiyle içeri süzülmüş, yüzünde nazik bir gülümseme vardı. Tepside taze demlenmiş bir kahve ve birkaç kurabiye bulunuyordu.

“Günaydın, Zümrüt Hanım. Uykunuzu alabildiniz mi?” diye sordu Feride Hanım, Zümrüt'ün yanındaki koltuğa otururken.

Zümrüt başıyla onayladı. “Teşekkür ederim, Feride Hanım. Dün gece... biraz gergindim sadece.”

Feride Hanım, Zümrüt’ün gözlerindeki endişeyi fark etmişti. “Biliyorum, canım. Burası senin için yeni bir yer. Arhan da pek... iletişime açık biri değildir. Ama zamanla alışacaksın.”

“Arhan Bey nerede?” diye sordu Zümrüt, istemeden de olsa. Kadının varlığını hissetmek bile onu tedirgin ediyordu.

Feride Hanım’ın gülümsemesi biraz soldu. “Arhan sabah erkenden çıktı. İşleri varmış.” O sırada gözü Zümrüt’ün yatağının kenarına düşen bir şeye takıldı. Eğilip yerden küçük, siyah bir kutu aldı. “Bu ne böyle? Yatağının kenarında duruyordu.”

Zümrüt kutuya baktı. Daha önce hiç görmemişti. Kapağı hafif aralıktı ve içinden parlak bir şey görünüyordu. Merakla kutuyu aldı. Kutuyu açtığında, içinde tek bir elmas kolye duruyordu. Kolye, odanın loş ışığında bile göz kamaştırıyordu.

“Aman Tanrım,” diye fısıldadı Zümrüt. “Bu çok güzel.”

Feride Hanım’ın yüzünde garip bir ifade belirdi. Gözleri Zümrüt’ün elindeki kolyeye kilitlenmişti. “Bu... bu benim kolyem,” dedi fısıltıyla. “Yıllar önce kaybettiğim kolye.”

Zümrüt şaşkınlıkla Feride Hanım’a baktı. “Nasıl yani? Bu sizin miydi?”

Feride Hanım’ın gözleri doldu. Elini titreyerek Zümrüt’ün elindeki kolyeye uzattı. “Evet,” dedi. “Bu benim kolyem. Ama bunu nasıl buldun? Ve neden Arhan’ın odasında değil de senin yatağının kenarında duruyordu?”

Zümrüt’ün aklı karışmıştı. Dün gece odasına giren gizemli kadın mı koymuştu bunu? Yoksa Arhan mı? Ama neden ona bir hediye alsındı ki? Arhan Demir’in buz gibi tavırları, ona bir kolye alacağını düşündürtmüyordu. Belki de dün geceki kadın, Feride Hanım’ın kızıydı ve kendi annesinin kolyesini bulup ona vermek istemişti? Ama neden bu kadar gizemli?

Tam bu sırada kapı tekrar açıldı. Bu kez giren kişi, dün geceki gizemli kadındı. Yüzü ifadesizdi, ama gözlerinde bir meydan okuma vardı. Elinde telefonla içeri girdi. Doğrudan Zümrüt’ün yanına yürüdü.

“Özür dilerim,” dedi kadın, sesi buz gibiydi. “Ama bu kolye benim. Ve onu geri almam gerekiyor.” Kadın, Zümrüt’ün elinden kolyeyi almak için uzandı. Zümrüt şok içinde geri çekildi. Feride Hanım ise olan biteni dehşetle izliyordu.

“Sen kim oluyorsun da benim kolyemi alıyorsun?” diye bağırdı Feride Hanım. “Ve sen, Zümrüt, bu kolye nasıl senin odanda bulundu?”

Gizemli kadın, Zümrüt’ün elindeki kolyeyi zorla çekip aldı. Zümrüt şaşkınlıkla kadına bakarken, kadın telefonu açtı ve bir fotoğraf gösterdi. Fotoğrafta, dün gece içeri giren kadın ve Arhan Demir samimi bir şekilde sarılıyorlardı. Kadın, Zümrüt’e dönüp acı bir gülümsemeyle baktı. “Ben Arhan’ın nişanlısıyım. Ve bu kolye de bana onun hediyesiydi.”

Zümrüt’ün dünyası başına yıkıldı. Arhan Demir’in nişanlısı mı? O zaman bu evlilik neydi? Annesi onu… kandırmış mıydı?