Cam Tavanın Altında

Chapter 5 — Geçmişin Yankıları ve Karanlık Bir İtiraf

Arhan'ın sesi, buz gibi bir rüzgar gibi yalıda yankılandı. Fotoğraf, Zümrüt'ün titreyen elleri arasında adeta bir kehanet gibi duruyordu. Arhan'ın annesi... Yüzünde hem bir hüzün hem de tarifsiz bir öfke vardı. Zümrüt, bu kadının kim olduğunu, Arhan'ın hayatındaki yerini merak etmekten kendini alamıyordu.

"Bu fotoğraf... Bu kadın kim, Arhan?" diye fısıldadı Zümrüt, sesi zar zor duyuluyordu.

Arhan derin bir nefes aldı, gözleri uzaklara daldı. Sanki yıllardır bastırdığı acılar yeniden yüzeye çıkmıştı. "O benim annem, Zümrüt. Kaybettiğim, hakkında konuşulmayan, adeta yok sayılan annem." Gözleri tekrar Zümrüt'e döndü, içinde fırtınalar kopuyordu. "Elif'in bunu nasıl bildiğini anlamıyorum. Ve sen... Sen bu fotoğrafı nereden buldun?"

Zümrüt, zarfın nasıl eline ulaştığını anlatmaya çalıştı ama kelimeler boğazında düğümlendi. Bu evin duvarları, insanların yüzleri, her şey birer muammaydı. Elif'in ortadan kayboluşu, çalınan kolye, şimdi de bu fotoğraf... Hepsi bir araya gelip korkunç bir tablo çiziyordu.

"Bana gönderildi," dedi zar zor. "Üzerinde 'Annen' yazıyordu. Ben... Ben hiçbir şey anlamıyorum Arhan."

Arhan, Zümrüt'ün gözlerindeki saf şaşkınlığı ve korkuyu gördü. Bu kızın hiçbir şeyden haberi yoktu. Elif'in oyunları onu da etkilemişti. Belki de bu kız, bu evin sırlarını çözmek için bir anahtardı. Ya da tam tersi, daha büyük bir tehlikenin ortasına çekilmişti.

"Elif," diye mırıldandı Arhan, dişlerinin arasından. "O kadın her şeyi mahvetti. Ama bu işin peşini bırakmayacağım. Annemin geçmişi ve bu kolye meselesi aydınlanacak." Arhan, Zümrüt'ün kolundan tutarak onu salona doğru çekti. Feride Hanım'ın odası, sessiz ve kasvetliydi. Yaşlı kadın, koltuğunda oturmuş, elindeki tespihi sessizce çekiyordu. Yüzündeki endişe, Elif'in kaçışıyla daha da artmıştı.

"Feride Hanım," dedi Arhan, sesi daha yumuşak bir tonda. "Elif'in nereye gitmiş olabileceği hakkında bir fikriniz var mı? Ve bu kolye sizin için neden bu kadar önemli?"

Feride Hanım, başını kaldırdı. Gözleri yaşlarla doluydu. "O kolye benim kızımın yadigarıydı, Arhan. Elif'in onu çalması... Bu kabul edilemez. O kız, yalanlarla dolu bir hayat sürdü. Benim oğlumu da, seni de kandırdı." Feride Hanım'ın sesi titriyordu. "O, benim gelinim olamazdı. Bizim ailemize ait olamazdı."

Zümrüt, Feride Hanım'ın sözlerindeki derin acıyı hissetti. Bu yalının duvarları ardında ne kadar çok sır ve acı birikmişti. Arhan'ın annesiyle ilgili bu fotoğraf, bu sırların sadece küçük bir parçası olmalıydı.

Üç gün sonra, yalıda gergin bir sessizlik hakimdi. Elif'ten hiçbir haber yoktu. Arhan, Elif'in peşindeydi, hem onu bulmak hem de neden böyle davrandığını anlamak istiyordu. Zümrüt ise yalıdaki hayatına alışmaya çalışırken, bir yandan da Arhan'ın annesiyle ilgili bulduğu ipuçlarını düşünüyordu. O zarfın içindeki fotoğraf, Arhan'ın geçmişine açılan bir kapıydı ve Zümrüt, o kapıdan içeri adım atmaya hazırlanıyordu.

Bir akşamüstü, Zümrüt, yalının kütüphanesinde Arhan'ın annesine ait olabilecek eski eşyaları karıştırırken, tozlu bir sandık buldu. Sandığın kapağını açtığında, içeride eski fotoğraflar, mektuplar ve yıpranmış bir günlük vardı. Günlüğü eline aldığında, ilk sayfada yazanları okuyunca nefesi kesildi: "Sevgili Arhan'ım, eğer bunları okuyorsan, bil ki seni ve babanı çok seviyorum. Ama bazen aşkın bedeli ağır olur..."

Tam o sırada, Arhan kütüphaneye girdi. Zümrüt'ün elindeki günlüğü görünce yüzü bembeyaz kesildi. Gözleri öfke ve panikle dolmuştu. Zümrüt'ün yanına hızla yaklaştı ve günlüğü elinden çekti.

"Bunu ne hakla karıştırıyorsun Zümrüt? Bu senin meselen değil!" diye kükredi Arhan. Sesi, kütüphanenin sessizliğini yırtıp geçti. Zümrüt, Arhan'ın bu kadar öfkeli olduğunu hiç görmemişti. Yüzündeki ifade, sadece öfke değil, aynı zamanda derin bir korkuydu.

"Arhan, ben sadece..." Zümrüt lafını bitiremeden Arhan onu sertçe kenara itti. Günlük yere düştü ve sayfaları etrafa saçıldı. Zümrüt, yere düşen bir fotoğraf karesine gözü takıldı. Arhan'ın annesine ait olduğu belli olan bu fotoğrafta, annesiyle birlikte başka bir adam vardı. Ancak asıl şok edici olan, o adamın yüzünün bulanık olması ve Arhan'ın gözlerindeki dehşet dolu bakıştı.

Arhan, gözleri karanlık bir sırrı ele verircesine Zümrüt'e baktı. "Sen hiçbir şey bilmiyorsun Zümrüt. Hiçbir şey! Ve bilmemen daha iyi." Sonra, titreyen sesiyle, hayatını değiştirecek o itirafı yaptı: "O gün... O gün arabanın frenleri boşaldığında, orada tesadüfen bulunmuyordum."