Cam Tavanın Altında
Chapter 3 — Elmasın Gölgesindeki Yalan
Güneş, İstanbul Boğazı'nın lacivert sularına altın rengi ışıklarını yayarken, Zümrüt'ün zihni dünkü şokun etkisiyle puslu bir sis içindeydi. Odanın ortasında, bir zamanlar masumiyeti simgeleyen saf beyaz çarşafların üzerinde, şimdi ihanetin ve karmaşanın ağırlığı yatıyordu. Az önce odadan ayrılan kadının fısıltıları kulaklarında çınlıyordu: "Ben Arhan'ın nişanlısıyım." Bu kelimeler, Zümrüt'ün kalbine saplanan soğuk bir hançer gibiydi. Hem Arhan'ın soğukluğu hem de bu beklenmedik ifşa, onu tamamen hazırlıksız yakalamıştı.
Zümrüt, yatakta öylece oturmuş, gözleri boşluğa dalmıştı. Aklında dönüp duran tek şey, bu kadının kim olabileceği ve neden böyle bir yalan söylediğiydi. Arhan'ın böyle bir nişanlısı olamazdı, olamazdı, olamazdı. Arhan'ın yüzündeki buzdan maske, sanki daha da kalınlaşmıştı. Peki, bu kadın kimdi? Feride Hanım'ın kolyesini neden almıştı? Ve en önemlisi, Arhan'ın bu durumdan haberi var mıydı?
Düşünceleri, kapıdaki hafif bir tıklamayla bölündü. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Gelen kim olabilirdi? Belki Feride Hanım'dı, belki de… Arhan?
"Gir," diye fısıldadı sesi titreyerek.
Kapı yavaşça açıldı ve içeriye uzun boylu, zarif bir kadın girdi. Saçları siyah, gözleri ise koyu kahverengiydi. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı ama gözlerinde bir hüzün okunuyordu. Zümrüt'ün kim olduğunu anlaması uzun sürmedi. Bu, dün gece odasına giren ve az önce kolyeyi alan kadındı.
"Merhaba Zümrüt Hanım," dedi kadın, sesi yumuşak ama kararlıydı. "Ben Elif. Arhan'ın… eskiden nişanlısıydım." Son kelimeyi söylerken sesi titredi.
Zümrüt şaşkınlıkla kadına baktı. "Eskiden mi? Ama… dün gece bana Arhan'ın nişanlısı olduğunuzu söylediniz."
Elif'in yüzündeki gülümseme silindi. Derin bir nefes aldı. "Biliyorum. Çok özür dilerim. Sadece… o kolyeyi almak zorundaydım. Feride Hanım'ın yıllardır aradığı o kolye… benim için çok önemliydi. Arhan'ın annesinden bana kalan tek hatıraydı."
Zümrüt'ün kaşları çatıldı. Hikaye giderek daha karmaşık bir hal alıyordu. "Yani… kolyeyi çalmak için mi geldiniz? Ve yalan söylediniz?"
Elif başını öne eğdi. "Evet. Kendimi haklı çıkaramam. Ama lütfen bilin ki, o kolyenin başkasının elinde olması fikri beni çok üzüyordu. Feride Hanım'ın o kolyeye olan bağlılığını biliyorum. Ve Arhan'ın da."
Zümrüt, kadının gözlerindeki samimiyete inanmak istiyordu ama içindeki şüphe tohumu çoktan ekilmişti. Arhan'ın soğukluğu, kadının yalanı, kolyenin sırrı… Hepsi birbirine girmişti. "Peki neden şimdi bana bunu anlatıyorsunuz? Dün gece neden beni kandırdınız?"
Elif gözlerini Zümrüt'e dikti. Gözlerinde bir meydan okuma parıltısı vardı. "Çünkü dün gece acelem vardı. Ama şimdi… şimdi size gerçeği anlatmaya hazırım. Arhan Demir'in hayatındaki gerçek kadın benim. Ve o kolyenin bana ait olmasının başka bir sebebi daha var. Sadece bana ait değil…"
Tam o sırada kapı tekrar açıldı. Bu sefer içeri giren Arhan Demir'di. Yüzü her zamanki gibi sert ve ifadesizdi ama gözleri Elif'i bulduğunda buz gibi bir öfkeyle parladı. "Ne işin var burada Elif? Ve Zümrüt'le ne konuşuyordun?"
Elif, Arhan'ın öfkesine aldırmadan Zümrüt'e döndü. Gözlerinde imalı bir ifadeyle konuşmaya devam etti: "Arhan'ın neden hala benimle takıntılı olduğunu anlatıyordum, evet. Ve bu kolyenin asıl sırrını…"
Arhan, Elif'in sözünü keserek Zümrüt'e doğru bir adım attı. "Bu kadın sana yalan söylüyor Zümrüt. Ona asla inanma. O sadece seni manipüle etmeye çalışıyor."
Zümrüt, Arhan'ın bu ani savunmacı tavrıyla daha da şaşırmıştı. Sanki bir şey saklıyordu. Elif'in son sözleri ise beyninde yankılanıyordu: "Sadece bana ait değil…". Bu kolyenin sırrı neydi? Ve Arhan'ın bu kadar öfkelenmesinin sebebi neydi?
Elif, Arhan'ın bu müdahalesine gülümseyerek karşılık verdi. Gözleri Zümrüt'ün üzerindeydi, sanki bir oyunun ortasındaydı. "Arhan, neden bu kadar paniklesin ki? Zümrüt Hanım'ın da bilmeye hakkı var, değil mi? Bu kolyenin içinde ne saklı? Sadece bir mücevher mi, yoksa…"
Elif'in sözleri dudaklarında asılı kalırken, kapının önünde duran başka bir figür belirdi. Bu, yalının uzun süredir görünmeyen ve sessizliğiyle dikkat çeken hizmetçisiydi. Elinde titreyen bir tepsi vardı. Tepsinin üzerinde ise… üzerinde Arhan Demir'in ve daha önce hiç görmediği bir kadının samimi bir fotoğrafının olduğu, eski, yıpranmış bir zarf duruyordu. Zarfın üzerinde tek kelime yazılıydı: "Annen".
Zümrüt'ün nefesi kesildi. Arhan'ın gözleri dehşetle büyüdü. Elif ise şaşkınlıkla ikisine bakıyordu. Bu fotoğraf kime aitti? Ve neden Zümrüt'e gönderilmişti?